İşimi sevmediğime bundan daha sağlam bir kanıt bulamazsınız. :)
Herkese iyi bayramlar!
DO THE RIGHT THING. BUT MORE IMPORTANTLY, BELIEVE IN THE RIGHT THING!
Uzun zamandır okumaya zaman ayırmıyorum. Arada derede, boş kaldığım kısa zaman aralıklarında, sırf o anı doldurmak için okuyorum. Oysa eskiden en önemli işim okumaktı, diğer işleri arada kalan boşluklarda yapardım. Koca koca kitapları iki günde bitirdiğimiz zamanlardı onlar. Ama şimdi okumayı nasıl ihmal ediyorsam, o zaman da hayatı ihmal ediyordum. Hiçbir şeyin ortasını bulamam zaten!
Nevzat Tarhan'ın bir kitabını almak üzere girdiğim Kitapyurdu'ndan dört kitapla çıktım sevgili okuyucu. Ama kendime kızmayacağım bu sefer. Sefam olsun boşver. Hepsini de seçerek, severek aldım ve eninde sonunda okuyacağım. Don't worry! Everything's under control! :P
Yaş ilerledikçe, yaş ilerleyip de hafızam balık modeline kayınca okuma zevkimde de kaymalar gerçekleşti sevgili okuyucu. Bir zamanlar tarih hastası olan bendeniz, kısa bir süre önce "tarih değil bilim insanı" olduğuma karar vermiştim hatırlarsanız. O konuda da bir şey yapmadım tabi ama en azından şunun ayırdına vardım: tarih okumaları bana bir şey katmıyor, çünkü ayrıntıları aklımda tutamıyorum! Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk'ın tek olumsuz tarafı da sonnnnnn derece ayrıntılı bir kitap olmasıydı zaten. (Konuya birden nasıl girdim ama, heyt be!)
Dün akşam misafirlerimiz vardı. Onlar gelmeden önce evi toplamam, annem gelene kadar eşlik etmem ve hizmetlerini görmem gerekti. Tüm bu işlemler sırasında mantar sote pişirdim bir de. Anladım ki ben yüksek tempolu çalışmaların insanıyım okuyucu(bak sen!) Ortada koşturup durmayı, zamanla yarışmayı filan seviyorum. Şu anki işimi sevmeme nedenlerimden biri fena halde durağan bir iş olması olabilir mi acaba? Aynı şeyleri yapıp durmak istemediğim için muhasebeci olmaktan ölümüne kaçtım ama iş hayatı eninde sonunda tekdüze bir hayata mahkum ediyor insanı, hangi mesleği icra edersen et farketmiyor. Neyse acılanmayalım, zira konumuz bu değil.
Ben mutfak işlerinden pek anlamam okuyucu, boş umutlara kapılma! Yaptığım yemekleri en çok ben yerim, ailemin güzide bireyleri açlıklarını giderene kadar yer, ikinci porsiyona meyletmezler. Hamur işinden hele, hiç anlamam. Kek bile pişiremem. Bir iki aperatifi, yıllardır yapıyor olmaktan gelen alışkanlıkla doğru düzgün yapabilirim ancak. Zaten evdeki herkes çalıştığı için öğün kavramı yoktur bizim evde, ne akşam yemeğini birlikte yeriz ne kahvaltıyı. Kendi başımıza da öğünler üzere yaşamıyoruz maalesef, canımız ne zaman ne isterse onu yiyoruz. :(