Çok korkuyorum! :)

Dün, Bir Bulut Olsam'ı seyrederken bir kere daha hissettim kardeşceğizimin eksikliğini. Türk izleyicisinin tipik örnekleri olarak, dizi izlerken bin türlü yorum yapar hatta yaşlı kadınlar gibi beddua filan ederiz biz. :) Ancak öyle zevki çıkıyor çünkü. Dün akşam da bir başıma olmama rağmen azmettim: Harun'a gıcık oldum, doktora iç geçirdim, Asiye'ye güldüm, Narin'e üzüldüm. Ve tabii ki bunları yüksek sesle ifade etmeye özen gösterdim. :) Eski performansımı korudum anlayacağınız ama yanımda Harun'un ölmesi için mütemadiyen dua eden bir Ebrumisal olmadığı için zaman içinde ben de "cool" izleyici moduna geçiş yapacağım korkarım. :P

Bu arada Biskrem'in elmalısını deneyen var mı? Başarılı bir çalışma. Çok güzel. :)

Ortak okuma başlıyor









Şahidin Gözleri bitti. Güzeldi ama katili buldum. Artık Agatha'nın dilini çözdüm zaten, hiç şaşırmıyorum sonlarda.

İkna'dan sonra Sakar ile ortak okuma yapacağımız Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk'a başlamaya karar verdim. Lakin karar alımı sırasında evini süpürmekte olan Sakar Hanım hemen başlamamam için beni tehdit edince kitabı çantama atmakla yetindim. Böyle zamanlarda elime aldığım ara kitabım Fotoğraf Teknik Okumaları'ndan bir kaç sayfa okuyarak doldurdum akşamımı.

Biraz önce günde beş bölümle sınırlandırmaya karar verdik okumamızı. O nedenle ikinci bir kitap daha seçmem gerekecek sanırım. Yada belki ara kitapları bitiririm bu arada. Neyse akşam eve gidince karar veririm artık.

Edep Yâ Hû!

Biraz önce bir blogda okuduğum şeyden dolayı dehşet içindeyim.

Spencer Tunick adlı fotoğrafçı bozması kendi gibi binlerce akıl yoksununu bir alanda toplayıp, çırılçıplak soydurup, mezbaha usulü istifleyip fotoğraflarını çekiyormuş! İnsanoğlunun kendini aşağılama çabaları nereye varacak bilemiyorum!

Jane Austen - İkna (Persuasion)


Çabucak bitti, güzeldi. Okuduğum diğer kitaplarından farklı bir tarafı vardı ama tam olarak çıkaramadım ne olduğunu. Artık bir sonraki okumada inşaallah. :)

Elin mahkum büyüyeceksin!

Biraz önce Ebrum aradı. Otobüse binmek üzerelermiş. Bir haftalığına Akçay'a gidiyorlar. Orada bu mevsimde ne yiyip ne içecekler bilmiyorum. :)

Kına gecesinden bu güne kadar o kadar çok insanı karşılayıp ağırladım ki sosyal becerilerimde gözle görülür bir iyileşme hasıl oldu. :) Müzmin sosyofobik Deryamisal kişisi adeta bir sosyal kelebeğe dönüştü. Ordan oraya sekerek, tanıdığım tanımadığım herkese ışıklar saçarak görevimi sonuna kadar yerine getirdim, mutluyum gururluyum. :) İnsan herşeye alışıyormuş sevgili okuyucu, ben de bir süre sonra kalabalığa alıştım. Hatta hem kınada hem de nikahta bizi yalnız bırakmayan bir ailenin bir dahaki haftasonu yapılacak düğününe gitmeye karar verdim. Bunu duyan annemin yüzündeki ifadeyi görmenizi isterdim. Sevinç gözyaşlarına boğulmamasının tek nedeni şaşkınlığının büyüklüğüdür. :)

Nikahtan ve takı töreninden sonra birinci dereceden akrabalarla beraber yolculadık Ebru'muzu yeni evine. İnsan bir tuhaf oluyor yahu. Yine de, eve onca kişiyle beraber dönüp de curcunaya ve hizmete kaldığınız yerden devam edince kaybınızı farketmiyorsunuz. Ne zaman ki ertesi günün Ebru'nun bulaşık sırası olduğunu hatırladım o zaman içime çöktü ayrılık acısı. :) Valla şaka değil. O anda farkettim evimizdeki düzenin artık değiştiğini, çok yakınımızda olsa da artık o düzenin bir parçası olamayacağını. Dün akşam üzerime geçen yirmi dokuz yıldan daha büyük bir şey devrildi sanırım.

Kınalı Ebru :)

Ortanca Misal Ebru'nun kınagecesini yaptık dün. Güzel, neşeli bir akşamdı. Yeni gelin mahçup olur diye düşünenlere Ebru'nun bulduğu her fırsatta oynadığını söylemek isterim. Değiştirin tozlanmış fikirlerinizi. :)

Kına gecesi sahibi olunca durum bayağı farklı oluyormuş, sıkılmaya vaktim olmadı diyebilirim. Bütün gece fotoğraf çektim ve misafirleri karşılayıp yolculadım. Kalan vakitlerimi de "neden oynamıyosun?" diyenlere "bi düşün bakalım niye?" demekle geçirdim. Herkese aynı cevabı verdim çünkü bir saniyelik düşünme faslı beni hatırlamalarına yeter diye düşündüm. :)

Ebru'ya yakın performans gösterenlerden biri de Civciv'di. Özellikle aynaların karşısında yaptı figürlerini, nasıl göründüğünü anlamak için! Sakar yandın dostum sen! :)

Göz açıp kapayıncaya kadar geçti akşam. Şimdi önümüzde nikah var, o da bitince rahata ereceğiz inşaallah. Lakin benim çilem ondan sonra da bitmiyor. Pazartesiden itibaren kınada çektiğim 400'e yakın resmi düzenlemem ve sahiplerine ulaştırmam gerekiyor. Allah yardımcım olsun. :)

To my sisters, Ebru and Pelin...

Merlin dizisine takmış durumdayım! Bütün bölümlerini seyretmekle yetinmedim bir de internetten dvd extralarını buldum onları izliyorum boş vakitlerimde. Bu ara can sıkıntımın yegane tedavisi Merlin. İçinde bulunduğum bu acınası durumu faydaya çevirmeyi başardım ama: diziden alıntıları, söyleşileri filan çeviriyorum boş zamanlarımda. Zaten bildiğim İngilizce'nin yüzde seksenini bu tür zıvırtılara borçluyum. Gerçi sakıncaları da var bunun, çok önemli kelimelerin çoğunu bilmezken büyücü kelimesinin altı yedi farklı karşılığını bilmek gibi. :P

Merlin sürekli olarak izlediğim ilk İngiliz dizisi. Cnbc-e 'deki diğer İngiliz yapımlarını izlemedim. Harry Potter dediğin de bir film nihayetinde, başı sonu belli. Yani ilk kez İngiliz aksanıyla bu kadar sık muhattap oluyorum. Sonuç olarak elimde olmadan aksanımda kaymalar başgösterdi, R'ler kaybolmaya L'ler toklaşmaya başladı. :) Merlin'in oyuncuları (canlarım benim:) bıcır bıcır konuştukça bende de better'a "beta" deme isteği hasıl oluyor, n'apayım. Bu durumdan en zararlı çıkan kişiler de kızkardeşlerim. Canımın sıkkın olduğu anlarda İngilizce konuşmak (-maya çalışmak diyelim:) gibi bir eğilimim var çünkü! "I decided to speak in English" deyip kollarına yapışıveriyorum. Okey diyip kaderlerine boyun eğiyor garipler. İşte bu yüzden bu yazıyı Merlin'e değil Pelin ile Ebru'ya ithaf ediyorum. :P

Birthday favor

Kitaplarım iki gün önce geldi ama yazmaya fırsatım olmadı. Bu hafta geçsin okuma hızım da yazma sıklığım da artacak inşaalah. İnşaallah. :)

Jane Austen'ın İkna'sı sepetimde uzun süre bekledi. Şu anda da çantamda, boş anlarımda okunmayı bekliyor.

Fatma Karabıyık Barbarosoğlu'na (Allah kolaylık versin kendisine imza günlerinde) kitapyurdunda öylesine gezinirken rastladım. Öykü kitaplarını çok severim, Bu kitap da güzel yorumlar almıştı. İnşaallah pişman etmez.

Diksiyon kursuna tembelliğimden yazılamadım malum. Sabırsızın teki olduğum ve de her şeyi kitaplardan öğrenebileceğimi sandığım (!) için diksiyonla ilgili kitapları araştırmaya başladım. Daha kapsamlı görünen başka bir kitapla bu kitabın arasında kaldığımda kendini daha kolay okutacağını umarak bunu seçtim.

Beden diliyle ilgili bir kitabı ne zamandır istiyordum. Hatta konuyla ilgili başka bir kitabı bekletiyordum sepetimde. Siparişi verdiğim gün biraz daha araştırayım dedim ve Hz Peygamber'in Beden Dili'ni gördüm. Kitabın ilk bölümleri beden dili konusuna genel olarak yaklaşırken son kısımları Peygamber Efendimizin hal ve tavrı üzerine yoğunlaşmış. Akıllıca bir seçim yaptığımı düşünüyorum. :)

Yukarıda da yazdığım gibi Jane Austen'ın İkna'sına başladım. Evde Agatha'dan Şahidin Gözleri kitabını okuyorum aklıma estikçe. Sanırım şimdilik bu ikisi yeter. :)

Başmakaleler

Çok okumalı, çok gezmeli, çok görmeli, çok düşünmeli, çok üzülmeli, çok ağlamalı, çok çalışmalı, çok çalışmalı, çok çalışmalıyız.   M.Esad Coşan

Başmakaleler bitti. İşler, koşuşturmalar, duraklama devreleri, araya serpiştirilen daha hafif okumalar derken bir buçuk ayda bitirebildim ancak. Biraz dağınık bir okuma olsa da faydasını gördüm elhamdülillah.

Esad Coşan sadece ilmine değil tavrına da hayran olduğum bir ilim adamı. Başmakaleler I, onun İslam dergisinde yayınlanan makalelerinden oluşan bir derleme. Son derece aydın görüşlü, İslam'ın özünü kavramış bir insan olmasının yanında müslümanları çok sevip düşündüğünü de anlıyorsunuz yazılarını okurken. Ömrünü bu yolda harcamış ve kendini müslümanları her yönden  ilerletmeye adamış bir insan, Allah gani gani rahmet eylesin. İskender Paşa cemaatinin genelinde o aydın ve nezih tavır var zaten. Rabbim çalışmalarında muvaffak etsin. İnşallah bizleri de kendi yolunda çalışıp rızasını kazananlardan eylesin.

Başmakaleler'in ikinci cildini birinciden daha çok okumak istiyordum çünkü Kadın ve Aile dergisinde yayınlanmış makalelerden oluşuyor ama şu sıralar daha hafif kitaplara yöneleceğim. Bundan da bir sonraki postta bahsederim artık, şimdi gitmem gerekiyor.

Son olarak yapmak üzere geldiğim şeyi yapıyor ve Başmakaleler'i şiddetle, tavsiye ediyorum. :)

Female, 29, Irresolute...

Doğum günümde çok çalıştım okuyucu, tek kelime yazamadım o nedenle. Hemen ertesi gün de Züchex fuarı başladı. Neyseki fuara sadece iki gün gittim de haftasonum bana kaldı. O da rüzgar gibi geçti maalesef.

Düğün günü giyeceğim kıyafete uygun bir başörtü bulamadım hala. Bir iki gün içinde halletmem gerek o işi de, çünkü bu haftasonu Ebru hanımı Allah'ın izniyle evlendiriyoruz. :)

Şu hafta çabucak geçip gitse çok mutlu olacağım. Ebru'cuğum bir an önce gitsin diye değil tabii ki( yemin etmemi beklemeyin :P ) ama inceden inceden gerildim yani. Aslında pek rahat takılıyoruz ailecek. Kimsede telaş belirtisi yok maşallah. Annem dışında, o da gelinliği yetiştirme derdinde başka bir şey değil.

Neyse işte bu işler sırasında doğum günü mesajı yazamadım. Kenara köşeye yazıktırmak istediğim bir şeyler vardı ama çoğunu unuttum tabi ki. Aklımda kalanlar da şöyle:

14 Ekim'in ilk dakikalarıydı, yatağıma yeni serilmiş idim. 29 yılın bitmiş olduğunu layığıyla idrak etmeye çalışıyordum ki seneye o vakitlerde otuz yaşımı devirmiş olacağım aklıma geldi. Bunun üzerine birden yattığım yerde doğruluverdim okuyucu. O anın dehşetini tarif edemiyciim, bunu benden istemeyin. :P

Yukarıdaki olayla aynı dakikalarda, üşenmeden yatağımdan çıkıp İngilizce sözlükten iradeli kelimesinin anlamına baktım!!! Resolute: Showing great determination to accomplish something. Ooof off!

Doğum günümde çok çalıştığımı yazmıştım. Normalden yarım saat kadar geç çıktım iş yerinden. Hava kararmaya başlamıştı. Minibüs beklerken gökyüzünü seyrettim uzun uzun. Çok güzel bir görüntüydü, bunu da unutmayayım. :)

Hem arsız hem yüzsüz :)

Son bir iki haftadır çok yoğunum, işyerindeki boş vakitlerim bayağı azaldı. Kalan az vaktimi de internetle heba ettiğimden okumaya fazla zaman ayıramadım. Küçük bir çanta taşıdığım için yanımda dolaştıramadığım Başmakaleler çekmecemde beklerken tıfıl bir kitap olan Curtain çoktan bitti(ah Poirot ahh!) Gerçi yan taraftaki resim aksini söylüyor, bu yazıyı attıktan sonra değiştireyim bari. :)

Yukarıdaki paragrafa rağmen, kitap almamak için kendime verdiğim sözü şu andan itibaren hükümsüz kılıyorum. Ben almayacağım dedikçe karşıma fırsatlar çıkıp duruyor çünkü. Bugün de Kitapyurdu'ndan gelen bir mesajla bozdum niyeti: "Bugün alacağınız kitaplardan kargo ücreti almıycaz, gönderdiğimiz kitapları en cillobundan seçicez, elimizle okşayıp canım canım demeden de paketlemiycez" deyu aklımı çeldiler, neyleyim? Sorarım size bu kadar psikolojik baskıya ben nasıl karşı geleyim?

Velhasılı yeni kitaplar sipariş ettim. Hatta sipariş bedelini postaneden gönderdiğim için %5 indirim de kazandım. E kargo parası da ödemeyecektim zati. Anlayacağınız çok karlı bir alışveriş yaptım. Bu arada okumadığım kitaplar dağ oldu amma elimden bir şey gelmez, beni bu hale koyanlar utansın. :P

İyi ki doğdun Civciv!


www.ebrumisal.blogspot.com

Bugün pek bereketli bir gün oldu bloğum açısından. Daha son iki postum yorum almadan üçüncüyü yazıyorum. Lakin son gelişmeler beni bunu yapmaya zorluyor. Bu postu önemli bir olayı duyurmak için yazıyorum:

Sonunda beklenen an geldi ve blog aleminin ünlü yorumcusu Ebru kendi öz bloğunu halka arz etti. Bol keseden yaptığı yorumları geleceğe yönelik yatırım olarak gördüğünü belirten Ebru, yorum yaptığı arkadaşlarından da aynı performansı beklediğini söyledi. Ablası olan, efsanevi blog yazarı Deryamisal'in izinden giden taze blogger, http://www.ebrumisal.blogspot.com/ adresinden hizmet vermeye başlamış bulunmaktadır.

Bu filmi seyretmem lazım!

Uzun zamandır Hint filmi seyretmiyorum. Seyretmeye seyretmeye de ilgim azaldı açıkçası. Sakar'ımla bir araya geldiğimizde Bolly yerine Holly klasörüne tıklıyoruz benim bu isteksizliğim yüzünden. Ama biraz önce Dil Bole Hadippa'nın fragmanını izleyince "bu filmi seyretmem lazım!" diye çığlık atasım geldi. Shahid'le Rani'nin aynı filmde rol alacağını ilk duyduğumda  sevinmiştim zaten. Shahid'in Shahrukh'a rakip sevimliliği ve Rani(adı bile yeter.) Süper karışım.:)

Fragmanında gördüğüm kadarıyla çok da neşeli bir film. Zaten Rani'ye en çok komedi yakışıyor. İzlemek için sabırsızlanıyorum ama filmin internete düşmesini bekleceğiz mecburen. Neden Hint filmleri sinemalarda oynamıyor ya!

PS: Afişte Rani'yi Shahid'in boyuna getirebilmek için resmini büyütmüşler, kadın adamdan iri durmuş resmen ya. Aslında turşu fıçısı gibi bi kadın. Bakınız afişteki sakallı zirzop. :)

2.90'lık klasikler


Dün Sakar, Amiral, Civciv ve ben (son zamanların ayrılmaz dörtlüsü) beraberce 212'ye gittik. Praktiker'den alacaklarımızı aldıktan sonra Carrefour'a geçtik ve fotoğrafta görülen cillop gibi kitapları kütüphaneme yeniden katmanın zevkini tattım. Hem de tanesi 2.90'dan!

Evet, kitap almayacağım bir daha demiştim ama bi sor, niye demiştim!  Okunacaklar listem kabarıp da üzerime taşmasın diye demiştim. Bunları daha önceden defalarca okuduğum için tehlike arz etmiyorlar. Direk rafa konup boş bir anımı bekleyebilirler yani. Kitapları şöyle bir inceledim ve dillerini beğendim. Önceden okuduğum daha pahalı versiyonlarından bir farklarını göremedim. Carrefour'a yolunuz düşerse kitap reyonuna bir göz atın derim. Yalnız dikkatli olun, etrafa serpiştirilmiş promosyon uyarılarını kaçırmayayım derken hiç akılda olmayan şeylerle terkedebiliyorsunuz mekanı. :)

Pijama-Kahve-İkea kataloğu

Daha önce kesin söylemişimdir: keyif aldığım şeyleri her şart ve koşulda yapamam. İlk boş vakitte başlamam güzel bir kitaba, şartların olgunlaşmasını beklerim. Rahat olmalıyım sevdiğim şeyleri yaparken, onbeş dakika sonra bir yere gitmek yada bir şey yapmak zorunda olmamalıyım yani. İşte bu yüzden bakmadım ikea kataloğuna. Gittim mekanı gezdim ama elime bir hafta önce geçen kataloğun kapağını bile açmadım henüz. Bu akşam Sakar'la gezmeye gitme planımız suya düşünce programım da buna uyumlu olarak içerik değiştirdi tabii ki. Fellik fellik mağaza gezmenin yerini pijama-kahve-ikea kataloğu üçlüsü aldı. O da güzel be! :)

Agatha'nın Kayıp onbir günü / Derya'nın kayıp bir haftası

Hayatım Otobiyografiyi hediye eden kuzenim işten ayrıldı ama çıkmadan önce benim için bir kitap daha almış sağolsun. "Benim için kitap alma lütfen" derken son derece samimi olmama rağmen görünce sevindim . :)

Bu kitap da "bir tür" Agatha Christie biyografisi. Bir tür diyorum çünkü tüm hayatını değil de hayatının onbir günlük bir kısmını ele alıyor. Agatha Christie'nin hayatında on bir günlük bir boşluk var. O sırada ne yaptığı, nerede olduğu bilinmiyor. Aslında olay gayet basit: İlk kocası bir gün Agatha'ya gelip "kusura bakma ben başkasına aşık oldum" diyor! Agatha da depresyona giriyor doğal olarak. Arabasına atladığı gibi çekip gidiyor, bir otele yerleşiyor. Onbir gün sonra ortaya çıktığında, muhtemelen yaptığından utandığı için, "hafızamı kaybettim" diyor yakınlarına. Ama basın bu açıklamayla yetinmiyor. Bir sürü tuhaf iddia ortaya atılıyor (casusluk ve cinayet de dahil!) ama olay hiçbir zaman tam olarak açıklığa kavuşmuyor. İşte Jared Cade bu gizemli onbir günü işliyor kitabında.

Sabah kahvaltı ederken şöyle bir inceledim kitabı ama okumaya hemen başlayamadım çünkü halihazırda okuduğum ve okunmayı bekleyen  kitaplarım var. Zaten Başmakaleler'i bir haftadır elime alamadım. Arada bankaya (yada düğüne:) gittiğimde Curtain'den bir iki sayfa okudum, onun dışında kitap kapağı açmadım. Neden duraladım böyle bilmiyorum. Bugün Başmakaleler'den okuyacağım inşallah ama önce fiyat listesi hazırlamalıyım. Bir sonraki postta görüşmek üzere esen kalın. :)

Bir haftasonu daha geldi geçti


Dün Sakar'la yorucu ama güzel bir gün geçirdik. Önce Sakar, ben, annem, civciv ve Amiral İkea'ya gittik. Fena halde kalabalıktı mekan. Ürünleri karman çurman sergilemiş olmalarına rağmen parçaları öyle uyumlu bir şekilde bir araya getirmişler ki gözü yormaktan ziyade okşuyor. Cıvıl cıvıl, modern mobilyaları sevdiğim için zevkle gezdim. Saatin farkına varmadık tabi bu arada, herhalde 4-5 saat boyunca dolaşmışızdır. Zaten okları takip ederek yürüdüğünüzde tüm mekanı dolaşmış oluyorsunuz. Zekice bir uygulama, her yeri görmenizi sağlıyorlar böylece. Kasaları da binanın olabilecek en uzak köşesine yerleştirdikleri için yol nihayete erene kadar her yeri görmüş ve bu arada gerekli gereksiz bir sürü ürünü sepetinize eklemiş oluyorsunuz. Gerçekten insan şunu da alayım, bunu da diye kendini kaybedebiliyor. Mesela süs eşyasına karşı olmama rağmen (evde gereksiz kalabalık) gözüm pek çok vitrinlik parçada kaldı diyebilirim. Neyseki hepimiz aklı başında insanlarız da ihtiyacımız olmayan bir şey almadık. Yalnız o güzelim mobilyaları aksesuarları görünce evim olsa da şöyle güzel bir döşesem diye hayallenmedim değil. Allah herkese gönlüne göre evler nasip etsin inşallah. :)

İkea'dan çıktıktan sonra Sakar, ben ve Civciv günümüze Sakar'ın evinde devam ettik. Kahve-çerez eşliğinde (İkea'nın kahvesini hiç sevmedim bu arada) Miss Congeniality 1ve 2'yi seyrettik. Çok eğlenceli filmlerdi. Bu arada bol bol yediğimizi söylememe gerek yok herhalde. Hatta artık sağlıklı bir yemek düzenine geçmeliyiz konulu konuşmamızı dondurma eşliğinde yaptık utanmadan. :) Ama kararlıyız, artık sağlıklı ve ölçülü besleneceğiz, rejim filan yapmayacağız. Lakin bu da işe yaramazsa son çare olarak "acı çehre" denen tabletleri deneyeceğiz sanırım. Söylenene göre ayda 8-10 kilo verdiriyormuş. Ama inşaallah abur cuburu hayatımızdan çıkarmayı başarırız da ona gerek kalmaz. Çünkü % 100 bitki içerikli denilse de sağlıklı bir beslenme düzeninden daha faydalı olamaz herhalde.

Bu arada bütün haftasonlarımı böyle gezip tozarak yada evde oturup film seyrederek geçirdiğim için İsmek'e kaydımı yaptıramadım. Diksiyon yada fotoğrafçılığa gitmek istiyordum, kısmet değilmiş. Bir dahaki dönem için şimdiden kayıt yaptırmayı düşünüyorum. Onu da bir dahaki pazar hallederim artık. Yani inşaallah. :)

Kolon arkası değerlendirmeleri

Öncesinde nasıl atlatacağınızı bilmediğiniz şeylerin bittikten sonra ne kadar önemsiz olduklarını anlarsınız ya, işte şu an dün akşamki düğün hakkında böyle hissediyorum. Bir düğünü bu kadar kafama takmam pek çok kişiye tuhaf gelir herhalde ama düğünlerle ilgili kötü anılarım ve sıkıntıya gelemeyen bir bünyem var neyleyim. Neyse geldi ve geçti işte. Gelinin en yakınlarından olmamıza rağmen geç gittiğimiz için devasa bir kolonun arkasında ve çocuklar için ayrılan bölümün çokkk yakınlarında ikamet etmek durumunda kaldık. Pistte olan bitene meraklı olmadığımdan benim için hava hoştu. Hatta kuytuda kaldığımız için bir ara açıp kitap bile okuyabildim çok şükür. :)

Çocukluğumun ilk yıllarını geçirdiğim evin sahipleri olan eski komşularımız da oradaydı. Gelirken benim ve gelin olan kuzenimin birlikte çekildiğimiz bir çocukluk resmini getirmişler, bana verdiler. O kadar sevindim ki çıkarıp çıkarıp baktım düğün boyunca. Tuhaf şeyler hissettirdi bana o fotoğraf, ne olduğunu daha çözemedim. :)

İnsan herşeye alışıyor. Ben de düğünlere alışmaya başladım sanırım. Bir de topuklu ayakkabılara. :) Yürümesi biraz zahmetli ama çok kibar duruyor yahu. Benim gibi ömrünü düz tabanlı ayakkabılarla geçirenler rahatına düşkün olur amma bir yerden sonra görünüşe de önem vermek lazım, di mi ama? :)

Bir de; oturup düşünmenin, plan program yapmanın, kendi kendine çabalamanın  insanı geliştireceğine olan inancım değişmeye başladı. Bir şeyleri tasarladığında değil gidip bizzat deneyimlediğinde değişmeye başlıyorsun aslında. O nedenle bu güne kadar sıkıntıya girmemek için uzak durduğum şeyleri bir bir denemek istiyorum. Vakti zamanı gelince yine yan çizerim belki ama şu an için fikre açığım ya, o da bir şeydir. :)

Kınayorum!


Dün akşam kuzenimin kınası vardı. İç organlarımı titreten volume eşliğinde saniyeleri saydım bitene kadar. Dansın kına gecesi versiyonlarına küçüklükten beri ne kabiliyetim ne de düşkünlüğüm olmuştur. Gerçi diğer versiyonlarında da kabiliyetsizim amma en azından koreografik dansları seyretmeyi severim. Bu göbek atanları seyretmesi de sıkıcı be kardeşim! Kına gecesi yapacak kadar aklımı kaçırırsam eğer, eğlencelerine katılmam için beni zorlayan bütün akrabaları, tanıdıkları bir salonda toplayıp gece boyunca Kuğu Gölü Balesi izletmeyi düşünüyorum. Başlarına da badigard dikicem ki "bari biz de iki salto attıralım" diye ayaklananları gerisin geri sandalyelerine çivilesin. O gün bi tek ben eğlencem, işte o kadar!

Nefffret ediyorum kına gecelerinden ve çalgılı düğünlerden okuyucu, bildiğin gibi değil. O yüzden çok yakın olmadıkça kimsenin düğününe gitmem. "Seninkine de gelen olmaz, görürsün" diye gözümü korkutmaya çalışanlara da şuh kahkahalar atarım. Valla isteyen gelir isteyen gelmez arkadaşım, o stresli günde onu mu düşünücem.

Dün akşam halamla köşe kapmaca oynayıp kına alayına girmemeyi başardım çok şükür. Kimse çevirdiğim entrikayı anlamadı yada henüz kokusu çıkmadı. İlerleyen günlerde göreceğiz. :)
Alaya katılmasam da katılanlara verilen şallardan birini kaptım ama, kardeşim Pelin sağolsun. Şimdi de yarınki düğün var başımın üstünde kılıç gibi sallanan. Allah'ım şu da bir an önce bitse de bi rahat etsem. Hof.


Created with flickr slideshow.