Bir bunda dikiş tutturdum!


Ne zaman param bitmeye yüz tutsa harcamalarım artar. Ne zaman kilo durumum kötüye gitse iştahım daha da artar. Tamamen istemsiz bir durum.

Şu anda param bitmek üzere ve Ramazan'da verdiğim kiloları geri almaya başladım. Bunun üzerine ne yaptım? Gidip cüzdanımın dibindekilerle kaju ve antep fıstığı aldım.

Hayatımın hiç bir alanında istikrar sağlayamazken bütün arıza yönlerimin düzenli tekerrür etmesine sevinsem mi üzülsem mi acaba?

Zaman o kadar çok ki dert dayanmıyor :P


Yüzümün alt kısmı (dudağın altında kalan çene kısmı yani) pul pul oldu. Neden bilmiyorum. Sakalım olmadığı için sözümün dinlenmiyor olmasına duyduğum derin teessürün bu işte bir payı olabilir mi? Çünkü karşıdan bakınca beyaz bir sakalım varmış gibi duruyor! Nemlendirici sürüp duruyorum ama işe yaramıyor. Şimdi de bölgenin (!) yarısını suyla, yarısını nemlendiriciyle sıvadım, sonucu merakla bekliyorum.
.
.
.

Kapsamlı araştırmam sonuçlandı. İki tarafta da pul miktarında belirgin bir azalma gözlemlendi. Dikkatle yapılan ölçümler (aynayla kontrol etmek) sonucu su sürülen tarafın daha temiz olduğu tespit edildi. Bölgenin ıslak bir peçeteyle sık sık nemlendirilmesine karar verildi.

Önce doktora sonra hakime göründük yani! Ben bu ofiste fazla yalnız kalıyorum galiba. :P

Sefilim Sefilsin Sefiller


Son yazılarıma şöyle bir bakınca kendimle uzun zamandır uğraşmadığımı farkettim. Daha doğrusu cebelleşmelerimi kamuya yansıtmadığımı, çünkü hiç de kendinden memnun bir dönem yaşamıyorum. İnsan memnun olmayı sevmeyen bir yaratık zaten. Memnuniyetsizliğinin tavan yaptığı dönemlerde de (şimdiki gibi) geçmiş iyi hallerini olmamış varsaymaya meyilli aynı zamanda. Sanki baştan sona sefil bir hayat sürmüş gibi.

Şu an baştan sona sefil bir hayat sürmüş gibi hissediyorum kendimi.

Austen okumak ve yemek, alışverişe gitmemek!



Son bir kaç gündür Jane Austen'le iştigal eyliyorum.
Bir şeyler okurken yemek yemeyi, bir şeyler yerken kitap okumayı çok severim. Yemeği abur cubur cinsinden kitapları da çerezinden seçerim pek tabii ki. Jane Austen, kitapları hafif ve eğlenceli olduğundan (halihazırda bir Agatha'm da yoksa) yemeklerime eşlik eder eksik olmasın. Elimdeki bütün kitaplarını defalarca okuduğum için de aradan herhangi bir bölümü açıp yemeğime katık edebilirim rahatça. Tuhaf bir alışkanlık, beslenme düzeni açısından da oldukça zararlı ama vazgeçmeyi düşünemiyorum. :)

Son zamanlarda, abur cubura fazla dadandığım için olsa gerek, Austen'la yatıp Austen'la kalktım. Haftasonu da oturup Mansfield Park, Emma, Aşk ve Gurur gibi Jane Austen adaptasyonlarını seyrettim. Sonra Jane Austen'ın yazar olmadan önce yaşadığı (kurgusal) bir aşk hikayesini anlatan Becoming Jane adlı filme rastladım. Onu da seyrettim!
Filmde anlatılan aşkın varlığına dair bir kanıt yada ima yok yazarın hayatında. Zaten biyografi seyreder gibi değil aşk filmi seyreder gibi seyrettim filmi(bilinçli seyirci.) Ve çok beğendim. Buruk bir aşk hikayesiydi. (Ah ahh) Filmin merkezindeki aşka fon olarak Aşk ve Gurur'un yazılış sancılarını serpiştirmişler, pek yerinde olmuş. Kitabı ezbere bildiğim için yapılan göndermeleri kaçırmadım tabii ki. :)

Wanted'la aklımın bir kenarına yazdığım James McAvoy adının bir de altını çizdim bu filmden sonra. Yalnız, çok maalesef, filmi Türkçe dublajlı izlediğimden o güzelim İrlanda aksanını duyamadım. Yanarım, ona yanarım. Normalde pek de güzel bulmadığım Anne Hathaway Jane rolünde çok güzeldi. (Kostümlerine bayıldım bu arada) Oyunculuğu da iyiydi herhalde, dublajdan bir şey anlaşılmıyor. :)

Haftasonumu Austen'e adayınca kuzenimin düğünü (önümüzdeki cumartesi hof!) için kıyafet bakamadım. Kardeşimin düğünü için aldığımı giyeceğim mecburen. Onunkine daha var nasıl olsa. Ya neden her düğüne ayrı kıyafet giymek zorundayız ki zaten? Neden!

İyi ki doğdun ama öldün


Bugün Konfüçyüs'ün doğum günü. İyi ki doğdun Konfüçyüs. Maalesef öldün de. Sen olmasaydın insanlar kendi uydurdukları sözlerin altına kimin adını nakşedeceklerdi bilmiyorum. Bak bu kez unutmadım doğum gününü kutlamayı. Öncekiler, pek tabi ki, hükümsüzdür.

Cumartesi Sakar'ımın doğum gününü unutmuş olmamın (daha gün bitmemişti ki ya!) bünyemde bir takım ayarsızlıklara yol açmış olmasından şüphe ediyorum. Bir tek doğum gününü bile boş geçmeyi göze alamıyorum, diken üzerindeyim. :P

Doğum günün kutlu olsun canım arkadaşım


Sakar Hafiye'min doğum günü bugün. Aslında bugün için sürpriz bir yazı yazacaktım ama ne yesem diye düşünürken aklımdan çıkıvermiş. :) Bloğundaki yazıyı görünce çığlığı bastım tabi ama beyhude bir çırpınıştı bu sayın okuyucu. İhmalkar arkadaş pozisyonuna çoktan düşmüş idim. Neyse hayat devam ediyor, bir dahaki doğum gününde görüşücez Sakar Efendi, bittin dostum sen! :P

pies: Ebru da kutluyor doğum gününü. Akşama sendeyiz. Öpüldün. :)

Magyk out - Curtain in



Araya bayram tatili girdiğinden midir yoksa elektronik kitaplar gerçek kitapların tadını vermediğinden mi bilmiyorum ama Magyk beni sarmadı pek. Sebep aramaya da lüzum yok esasında, sevmedim işte. Hatta aynı türden bir kitabı okuyasım da yok hemen ardından, o nedenle Başmakaleler'e arkadaş olarak Agatha'nın Curtain'ini seçtim. Vatana millete hayırlı olsun.

İlk kahve eşliğinde merhaba


Ramazan geldi geçti, bayram da fazla oturmadı eksik olmasın. Zaman dehşet bir şey gerçekten. Bir önceki bayramla bu bayram arasındaki perdeyi (?) akordeon misali katlamışlar da aradaki mesafeyi kısaltmışlar sanki! Tuhaf bir benzetme ama aynen böyle hissettim bayramın ilk günü. Bir önceki ne zaman bitti de yenisi geldi yahu. Zaman otuza doğru ivme mi kazanıyor ne!
***
Bütün bireyleri çalışan ve annesi misafirleri ikişer üçer aileler halinde çağıran bir familya olarak oldukça yorucu bir Ramazan geçirdik! Bayram daha bile yoğundu: İlk gün akraba ziyaretleri yaptık , ikinci gün misafir ağırladık, üçüncü gün de önümüzdeki aya dağılmış düğünler için (biri kardeşimin) alışverişe çıktık. Neyseki aradığım gibi bir kıyafet buldum da işin en sancılı bölümü bitti. Özel bir durum için kıyafet almaktan daha sinir bozucu bir mecburiyet var mıdır? Sanmıyorum.
***
Bayram gezmeleri sırasında yanımda taşıyamayacağımı ve aralarda derelerde hakettiği konsantrasyonu sağlayamayacağımı bildiğimden Başmakaleler'i rafta bıraktım ve bu üç günü Agatha'nın güzel bir romanına tahsis ettim. Şimdi yine yeniden Başmakaleler.
***
Bayram sonrası işe başlamak genelde zordur ama bu benim için dinlenmek demek. Zaten Ramazan'ın gelişinin olduğu kadar gidişinin de güzel tarafları var. Mesela ilk kahvaltı. Mesela hayatın eski düzenine döndüğü ilk günler. Mesela bu postu yazarken ilkini içtiğim sabah kahveleri...

Blogspot ve Klavye


Saatlerdir blogspot'a giremiyordum. Bir önceki postu yayınladım da ağız tadıyla görüntüleyemedim. Yorumları gördüm, cevap veremedim. Karanlık bir tünelde koşar gibiydim...

Bir ara tünel vazifesi gören aracı sitelerin biriyle içeri girip etrafı kolaçan ettim de onu diyorum. :P

Neyseki sonunda engeller kalktı da yorumlarıma cevap verebildim. Ki hepi topu iki taneydiler. Olsun, müessesemizde okuyucuya saygı esastır, her türlü yorumunuz itinayla cevaplanır. :P

Bu sabah klavyem bozuldu, yeni bir tane aldım, hemencik de benimsedim. Yazarken su gibi akıyor canım benim. Bir de tıkırtısı pek hoş, Allah nazarlardan saklasın. Bunun beşinci yada altıncı klavyem olduğunu düşünürsek üzerine Nas, Felak, Ayet-el kürsi okusam iyi olacak galiba. :)

Bu sefer son!


Geçen gün Sultanahmet fuarından aldığım Hz. Osman hatalı çıkınca Pazar günü üşenmeyip geri götürdüm. Adamcağız çok mahçup olunca da üzülüp, aynı yazarın Hz. Hatice kitabını aldım. "Okadar da büyütülecek bir şey yok ben zaten Hz. Hatice'yi almaya gelmiştim" demek istedim zahir. :)

Ama fuara uğramadan önce kütüphanemde tutmak istemediğim Ralph's Party'yi takas etmek üzere Özdemir Marmara pasajına gittim. Bu arada ben bu pasajın adını Özbek Çarşısı sanıyordum, hatta ona buna da tavsiye ettim o isimle! Özbek Çarşısı da kitap üzerine ama Özdemir Marmara'nın üst katı ikinci el kitap cenneti gibi. Önce oraya uğramak lazım.
Neyse Ralph's Party'yi verip üstüne üç lira ekleyip Doomspell adlı kitabı aldım. Harry Potter tarzı bir kitap. O türü okuması daha kolay oluyor, çocuklara da hitap ettiği için herhalde. Zaten şu an okuduğum İngilizce kitap Magyk adlı benzer konulu bir roman. Bir üçleme. Doomspell de üçlemeymiş, kitabı seversem gerisini nerden bulucam bilmiyorum. Bu arada kitabın içinden iki adet kitap ayıracı çıktı, o da bonus oldu. :)


Doomspell'in parasını ödeyip çıktıktan sonra ileride 1 liralık kitaplar arasında Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk'ın cep boyunu buldum. Kitabın içinde bir sürü karalama vardı, hatta ara ara not kağıtları yapıştırılmıştı. Belli ki biri ders kitabı olarak kullanmış ve üzerinde metin analizi yapmış. Normalde ikinci el aldığım kitapların kondisyonunun iyi olmasına dikkat ederim ve karalanmış bir kitabı almam, bedava bile olsa. Ama bu kitabı özellikle aldım. Kitabı olduğu kadar içindeki notları da merak ediyorum çünkü. Edebiyat okuyan kuzenim metin analizini öğrendikten sonra kitap okumanın zevki kalmadı demişti gerçi ama olsun. Bir deneyeyim hoşuma giderse ders notlarını isteyebilirim. :)

Bu cümleyi kaçıncı kez kuruyorum bilmiyorum ama bu sefer son: kitap alımını uzun bir süre için durduruyorum. :P

Sakar'da iftar, Sultanahmet'de fuar :)



Dün akşam iftarı Sakar'ın evinde yaptık kardeşlerimle. Yeyip içip şiştikten sonra Sakar Hanım'ın aklına uyup Sultanahmet'e gittik. İyiki de gitmişiz çok güzel bir akşam geçirdik. Sakar'la ben avludaki kitap fuarında kendimizi ve paracıklarımızı kaybederken Civciv ortalarda koşturup enerjisini boşalttı. Amiral de kitaplarla işimiz bitene kadar avluda beklemek zorunda kaldı. Ama kardeşim Pelin'in durumu daha fenaydı, biz standlar arasında gidip gelirken o aldığımız kitapları taşıyıp civciv'le cebelleşti. :)
Kapanış uyarıları üzerine fuardan çıkıp fotoğraf çekmeye başladık. Herhalde akşamımızın en eğlenceli kısmı da oydu. Çok güzel anılar, ve fotoğraflarla ayrıldık Sultanahmet'den. Ve de yepisyeni kitaplarla tabi... :)

İlk bölümden notlar


Gazeteyle, mecmuayla, müstehcen yayınla, eğlenceyle, zevkle, afyonla, içkiyle bu milleti çürütüp kendilerine kul köle yapmak isterler.

Biz İslam'ı yüceltmeye, Allah'ın dinini, kelimesini yaymaya çalıştıkça Allah bizi yükseltti. Bizi üç kıtaya hakim kıldı. Biz o arzudan vazgeçip keyfe, sefaya, zevke düşünce, Allah (celle celalüh) bize yardım etmeyi bıraktı ve bu feci duruma düştük.

İslam'a arabamıza baktığımız kadar bile baktığımız yok. Onu sadece yemeğimizin üzerindeki biber gibi tarçın gibi tuz gibi ağzımızın tadı daha iyi olsun diye tutuyoruz.

Müslüman olmasak içimiz rahat etmeyecek, vicdanımız bizi içeriden dürtecek, rahatsız edecek. Onun için birazcık da müslümanız. Ama aslında yirminci yüzyılın dünyaya tapan, maddeye tapan insanlarıyız. Aman vicdanımız bizi ikide bir dürtmesin, uykumuzu kaçırmasın diye hafif hafif ucundan, kenarından müslümanlık yapıyoruz.

...ecdadımız gibi temiz, pak, ciddi, vakur, İslam'ı bilen, cevap verebilen müslümanlar olsak...

Artık kendisine tedavi yapılan, uğraşılan insan olmaktan çıkın da başkalarına faydanız olsun.

Allah'ın dininin yardımcıları olun.

Okurum, seyrederim, hiç üşenmem tavsiye ederim

Puslu Kıtalar Atlası'nı bu sabah bitirdim. Gerçekten çok iyi yazılmış bir roman. Karakterlerindeki çeşitlilik ve onları birbirine bağlama üslubu benzersizdi. Okuduğum en özgün romanlardan biriydi diyebilirim. Tek kusuru kısalığıydı, insan daha olsa da okusam diyor. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım inşallah ama sonra. Şimdi sırada Esad Coşan'dan Başmakaleler var.

Lakin, önce bir Pazar ritüelini yerine getirip güzel bir film izlemek istiyorum. Bu vesileyle söylemeden geçmeyeyim, dün kardeşimle beraber Ever After'ı izledik. Filmi, yanlış hatırlamıyorsam 98'de, okuldayken izlemiştim. Geçenlerde elime geçti ve yine aynı zevkle seyrettim. Klasik külkedisi hikayesinin değişik bir versiyonu, ailecek gönül rahatlığıyla seyredebileceğiniz bir film. (Sinema programı yapar gibiyim) Herkeslere tavsiye ederim.

Sonbahar geldi ama o mel'un müşteri temsilcisi yok mu!



En sevdiğim mevsim sonbahar. Serin havasına bayılıyorum. Böyle hafiften üşümeye başlıyorsun ya, onu seviyorum işte. Daha ilk günden gösterdi kendini bu yıl, serin rüzgarlar ve yağmur eşliğinde.

Yani bugün çok güzel bir gün... Olabilirdi, eğer bankadaki müşteri temsilcimiz bu kadar sinir bozucu bir adam olmasaydı. Sinir bozucu diyorum ya, siz içini gönlünüzce doldurun!

Created with flickr slideshow.