Hayatım bitti :)



Agatha Christie otobiyografisi bitti. Gerçekten çok sevdim. Agatha'nın oldukça iyi kalpli bir insan olduğunu öğrenince de çok sevindim. Bana neyse! Yalnız keşke yayınevi çeviriye biraz daha özenseymiş, bir de kitap adlarını yazarken orjinali yerine yayınevinden çıkan Türkçe adını yazmasaymış daha iyi olurmuş. Çok istiyorsan paratez içinde belirtirsin Türkçe basımını yani. Bunlar dışında doyurucuydu kitap. Agatha'nın Son Söz'de yazdığı gibi, zaman ve yere bağlı kalmadan dilediği yerde oyalanarak anlatmış anılarını. Ben çok samimi buldum.

Şimdi sıra Puslu Kıtalar Atlası'nda ama yarın başlayacağım. Bugün sinemaya gidesim var.

Agatha'dan evleneceklere tavsiye :)



Bir kadın evlendiği zaman, kocasının dünyadaki yerini ve yaşam tarzını kendisinin kaderi sayardı. Bu bana çok mantıklı görünüyor ve mutluluğun temeli olduğunu düşünüyorum. Eğer erkeğinizin yaşam biçimini kabullenemeyecekseniz, o zaman bu işe hiç girişmeyin; başka bir deyişle, o adamla evlenmeyin.

Agatha Christie (Hayatım, Otobiyografi)

Sultanahmet'de iftarlara veda zamanı geldi mi ne?


Dün akşam iftarı Sultanahmet camiinin avlusunda yaptık. Yüzlerce diğer aile gibi! Gerçekten çok kalabalıktı mekan ama caminin avlusu dış kısmına göre daha korunaklı olduğundan bir çok kişiden daha rahat geçirdik akşamımızı. Karşıda oturan bazı akrabalarımız da geldi, hep beraber piknik yapmanın zevkini çıkardık aynı zamanda. Ama bu zevke yakında veda etmek zorunda kalacağız herhalde. Üç senedir yapıyoruz bunu ve daha şimdiden belirgin bir bozulma var. Mekanın geneline yayılmış havada Ramazan ruhundan eser yok. Cami avlusunda teravih namazının Allahuekberleri yankılanırken dışarı çıkıp bir kaç metre yürüdüğünüzde bangır bangır müzik sesleriyle karşılaşıyorsunuz. Etrafa Osmanlı temalı dekorlar serpiştirmekle Ramazan moduna girilmiyor tabi. Zaten restoran ve kafelerin etrafını kuşatan, turist havasında dolaşan insanlarda böyle bir mod arayışı da yok gibi.:) Görünen o ki amaç eğlenmek, yemek, içmek. Daha manevi bir akşam geçirmek isteyenler için tavsiye etmem doğrusu amma cami avlusunun içine kapağı atarsanız akşamı kurtarmanız olası. :)

Not: Fotoğraf makinamı yanımda götürmedim ve yine pişman oldum. Bir insan tecrübelerinden bu kadar mı ders almaz yahu! :P

Hayırlı Ramazanlar



Bir Ramazan'a daha kavuştuk çok şükür. Cümlemize hayır getirsin inşallah.

Gene mim!

Naberim mimlemiş beni. Bu kez deneyimli bir mimer olarak (!) gayet soğukkanlı bir şekilde karşıladım çağrıyı. Buyrun bunlar da soğukkanlı cevaplarım:

1) Neden blog yazarıyım?
Yazmayı seviyorum ama kimse beni gazetesine köşe yazarı yapmaya yanaşmıyor. Kaba insanlar! İşte ben de Anabel'in mekanında yazıyorum böyle. :)

2)Son zamanlarda vakit ayıramadığım uğraş:
Resim. Eskiden az buçuk bir şeyler çiziktirirdim ama bıraktım. Geçenlerde geri dönüş yapmayı denedim ama arkası gelmedi maalesef.

3)Hayatımda iyi ki yapmışım dediğim üç şey:
İyi ki, Niki'yi (fotoğraf makinam) satın almışım.
İyi ki, ilk andan itibaren içimdeki okuma isteğine boyun eğmişim.
İyi ki, lisede Sakarımla arkadaş olmuşum.

4)Mutfakta en sevdiğim uğraş:
Bulaşık.
Değil tabii ki!
Hmmm
Buzdolabını açmak. :)

5)En sevdiğim üç yemek:
Sakar'ın kısırı
Yengemin kabak yemeği
Kendimin Ispanak salatası
Annemin yaprak sarması

Dört oldu ama onlarca yemeğin arasından seçtim idare edin. :)

6)Giyim konusunda abarttığım eşya:
Hmm birşey gelmedi aklıma. Bu günlerde pardesü, diyebilirim ama o da normal seviyede. Kıyafetle aram yok ya, bana yemek verin. :P

7)Çocuklarıma nasıl hitap ederim:
Çocuklarım olsaydı bebeğim, tatlım, meleğim, balım filan derdim herhalde. Balkabağım da diyebilirdim, bekleyin bunu benden. :)

8)Beni anlatan bir resim:
Bloğumdaki bütün resimler beni anlatıyor aslında. Dikkat ederseniz hepsinde ya içecek ya yiyecek yada okuyacak bir şeyler var. :)
Aşağıdaki resmi de hepsini temsilen seçtim. Buyrun:




Ben de yine Sakar ve Sacid'i mimliyorum ama seçtikleri herhangi bir soruyu, o da yorum olarak, cevaplayabilecekleri toleransını göstererek. :)

Sabah keyfi



Agatha Christie otobiyografisine başladım ama akşamları okumaya vakit bulamıyorum. Bu yüzden sabahları normalden bir saat önce kalkıp yatakta kitap keyfi yapıyorum. Güne başlamak için çok iyi bir yol, tavsiye ederim.

Yeni başlangıçlar


Karpuz diyetine başladım. Sabah annemle karşılıklı oturup üçer bardak ıhlamur eşliğinde karpuz yedik. Normalde yediğimden fazla değildi ama sabah olduğu için mi yoksa rejim psikolojisi yüzünden mi bilmem hemen kesildim, bitiremedim. Gelirken karpuz aldım ama rejimi sürdürüp sürdüremeyeceğimden emin değilim. Tek yönlü beslenme gerçekten çok sinir bozucu bir şey! Allah yapmaya çalışanlara yardım etsin inşallah.

Farkınız İslam Olsun bitti. İslam'ın farkını çok güzel anlatan bilinçlendirici bir kitaptı. Tavsiye ediyorum.

Nihayet Agatha Christie Otobiyografisine başladım. Çanta kitabı olmaya müsait olmadığı için evde okuyacağım onu. Yeni çanta kitabım ne zamandır bitirilmeyi bekleyen Fotoğraf Teknik Okumaları. Bir de Ralph's Party'yi getirdim iş yeri için.Günde en azından bir bölüm okumazsam İngilizce'nin yüzüne bakacağım yok!

Kitapla şunla bunla oyalayacağım kendimi çünkü ilk öğünden isyan etmeye başladı vücudum. Bir şekilde unutmam lazım. :(

Yapamadım ama bi sor niye!


Geçen sene günde bir elma ve bir avuç leblebiyle günü bitiren ben miydim? Şimdilerde o performansın yanına bile yaklaşamıyorum. Toksin diyetinden önceki üç günlük hazırlık süreci tam bir başarısızlık örneği oldu. Onu bile yapamadıysam üç gün boyunca sadece karpuza nasıl dayanırım bilmiyorum.

Ama nerden bilebirdim neredeyse bütün gıda maddelerinin konsantre olduğunu! Sebzenin bile pişmişi konsantreymiş efendim. İlk gün Sakar'ımla Beyazıt'a gittik mesela. Dışarıda konsantre olmayan gıdayı nasıl bulalım? Biz de 'e madem konsantre gıda yiyeceğiz, dondurma yiyelim bari' dedik, mantıksız mı? :)

Neyseki pişmanlıkla geçirilemeyecek kadar güzel bir gündü. Dayanamayıp kitap aldık yine. :) Bu noktada bir tavsiye vereyim: Beyazıt'a yolu düşenler kitapçılar pasajına (Özbek Çarşısı) muhakkak uğrasın. En üst katta ikinci el kitapları çok uyguna bulabilirsiniz. Mesela benim geçenlerde internetten tanesi on liraya aldığım İngilizce Agatha'lar orada beş liraydı. Ama ben Ralph's Party adlı kitabı seçtim İngilizce olarak. Nedir ne değildir bilmem ama okuması kolay bir kitaba benziyordu, inşallah pişman olmam. Bir de Agatha'nın Türkçe bir kitabını aldım. Sonra Kubbealtı'na girdik Sakar'ımla. Orada da Puslu Kıtalar Atlası'nı aldım. Aralarında ilk okumak istediğim bu sonuncusu ama ondan önce Agatha Christie otobiyografisine başlayacağım inşallah. Artık o kadar çok birikti ki kitaplar sürekli okur moduna geçsem bile iki aydan önce bitiremem. Yani kitap alımını resmi olarak durdurdum Cumartesi günü. Gerçi Pazar günü Carrefour'a girince 'acaba kitap bölümü nerede' diye aranmadım değil, neyseki doğru düzgün bir şey yoktu. :)

Pazar günü, yani konsantre gıdalara ölüm rejiminin ikinci günü ise sabah kahvaltısına dayımlara gittik. E çoğunluğa uymak gerek deyu afiyetle yedik önümüze ne konduysa. Öğleden sonra da misafirlerimiz geldi. Misafire börek çörek ikram edip kenarda salatalık dişleyecek değildim herhalde! Oturdum onlarla beraber yedim tabii ki.

Ve işte üçüncü gündeyiz. Yanımda salatalık, domates ve çavdar ekmeği getirdim, bir de gelirken çeçil peyniri aldım. Bunların yanına çay ne güzel gider şimdi. Normalde aklıma gelmez belki ama yasak olunca istiyor insan. Yine de boyun eğmeyeceğim bu isteğe. En azından şimdilik. :)

Karpuz diyeti


İştahımla başedemiyorum. Envai çeşit diyet denedim, bazılarında başarıya ulaştım ama sonra verdiğim kiloları geri aldım. Olay bakış açısını değiştirmek, yani yemeğe duyulan düşkünlükten kurtulmak biliyorum. O yöntemi de denedim bir keresinde. Sadece bir hafta sürdü ama iştahsız bir insan olduğumu varsaydığım o süre boyunca çok iyi hissetmiştim kendimi, yarı aç yarı tok yaşasam da. :)

Şimdi yeni bir diyete başlıyorum. Yaz detoksu veyahutta karpuz diyeti diyorlar. Aslına şurdan ulaşabilirsiniz, tarafımdan yapılmış özeti için okumaya devam:

Bu diyet ayın hareketleriyle ilişkili olduğundan belli bir zamanı var: Ağustos'un 18-19-20'si. Üç gün boyunca sadece karpuz yiyoruz ve bitki çayı içiyoruz. Liste şöyle:

Sabah: 3 bardak bitki çayı + karpuz (kilosu 60-70 arasında olanlar 500 gram, 70’ten fazla olanlar ise 1000 gram karpuz tüketmeli.)
Öğle: 3 bardak bitki çayı + karpuz (kilosu 60-70 arasında olanlar 500 gram, 70’ten fazla olanlar ise 1000 gram karpuz tüketmeli.)
Akşam: (Gün batımı sonrası) 3 bardak bitki çayı +karpuz (kilosu 60-70 arasında olanlar 500 gram, 70’ten fazla olanlar ise 1000 gram karpuz tüketmeli.)

NOT:
1)3 gün boyunca devam eden karpuz detoksunda, her öğünde en az 3 fincan yeşil çay yada muhtelif bitki çayları ve PH seviyesi yüksek, kaliteli, alkali sular bolca tüketilmelidir. Bitki çaylarının içine tatlandırıcı olarak sadece çiçek balı kullanılmalıdır.
2)Bu detoksun daha etkili olması için üç gün öncesinden kırmızı et, kızartma, tavuk eti, konsantre gıda, siyah çay, beyaz ekmek gibi gıdaları tüketmemeye özen gösterilmelidir.

Zor gibi duruyor ama ben deneyeceğim. Çünkü vadedilen kayıp tam 6 kilo. Yarından itibaren not 2'de bahsedilen gıdaları bırakıyorum. Üç gün sonra, yani salı günü de karpuz diyeti başlıyor. Önümde uzanan altı günü kazasız belasız (buradaki kaza-bela diyeti bozan her türlü eylem oluyor tabii ki:) atlattım mı benden mutlusu yok. Hemen ardından Ramazan başlıyor zaten. Sadece akşamları dikkat ederek verdiğim (verirsem eğer) kiloyu koruyabilirim. Herşey planladığım gibi gider de bayramda istediğim kiloda olursam kendime güzel bir hediye alacağım inşallah. :)

Mimmm


Mimlendim a dostlar! :P

Naberlandünya yani Zeynep'çim mimlemiş beni. İlk kez oluyor bu, pek bi panikledim. Amma mimi geri çeviren yedi yıl beladan kurtulmazmış (!) diyerekten layıkıyla cevap vermeye çalışacağım. :P

1) Hayatımdaki üç önemli erkek
Bu ne hazin sorudur ey okuyucu. Aradım taradım da üç tane erkek bulamadım ya etrafımda! Bu soruyu esefle kınıyorum. Lakin azmedip listeyi üçe tamamlıyorum: Babam ve kardeşim, birini televizyon birini bilgisayar başından alamıyorum, yani hayatıma pek önem katmıyorlar sağolsunlar ama en yakın iki erkek kontenjanından girdiler listeye köftehorlar. :) Üçüncüsü de düd kontenjanından kankam Sacit. Ki bu kıyağı boşa yapmadım, bakınız bu yazının sonu. :P

2)Yaşadığım şehrin dışında sevdiğim üç şehir:
Bulunduğum şehirler arasında bu şerefe ulaşabilen iki tane var: Sinop ve Balıkesir. Sinop güzelliği için Balıkesir yaşanabilitesi yüksek olduğu için. Üçüncüyü de kafadan atıcaz artık: çok pis ve düzensiz bir şehir olduğunu çoktan öğrenmiş olsam da çocukluğumun hayal şehri olması hatırına Kahire'yi seçiyorum.

3)En önemli fobim
Şükür kolay bir soru geldi. Bunu yazmıştım daha önce, en büyük fobim köpek balıkları. Hata havuzda bile ararım, o derece yani!

4)Giyim konusunda en çok tercih ettiğim renk
Eskiden siyahtı ama şimdi o kadar çeşitli renkler giyiniyorum ki aradan birini seçmek zor. Lakin bu dönem giydiğim pardesü kombinasyonu gri ağırlıklı giyinmemi gerektiriyor.

Sıra mimleme faslında, ben Sakar Hafiye ve Sacid'i seçiyorum. Sakar bloğuna giremediği Sacit de nane bir tip olduğu için isterlerse cevaplarını burada yorum olarak yayınlayabilirler. İşte böyle de iyi kalpli bir insanım. :)

Kendini Temize Çıkar sokak



Son günlerde saldım kendimi. İngilizce defterlerinin yüzüne bakmıyorum, kitapları da banka sıralarında beklerken okuyorum ancak. Gaflet ve delalet içindeyim. Bir de gittim yeni kitap sipariş ettim elimde yokmuş gibi! Sabah gelince çok sevindim ama. Kitap almak çok zevkli bir şey ya napıyım. Lakin bu kitapları o zevki tatmak için almadım tabi, o kadar da bilinçsiz değilim çok şükür. Bahsi geçen kitapları kişisel gelişimim açısından elzem görüyorum, ondan yani. Diğerlerinin yanına katık eder hepsini aradan çıkarırım evelallah.

Lakin önce "Farkınız İslam Olsun(Vehbi Vakkasoğlu)" ve yanına katık ettiğim "Kalplerin Keşfi(İmam Gazali)"ni bitirmem lazım. "Hayatım Otobiyografi(Agatha Christie)"yi de çok beklettim onu okumam lazım. Çerez olarak "Uyuyan Ölüm(Agatha Christie)"ü okuyorum onu da ara ara elime almam lazım. Bunun dışında evde beni bekleyen sürüyle kitap var, onlara da birer birer el atmam lazım. Üstüne Beyazıt'a gidip İngilizce romanlardan roman beğenmek isteyen maymun bir iştahım var, onun da gönlünü etmem lazım.

Amma ve lakin önce durup bir nefes almam lazım. İşte son bir kaç gündür yaptığım şey de o galiba. Bahane bulmak amacıyla yazmamıştım bunları yeminlen ama bütün yollar Kendini Temize Çıkar sokağına götürüyor beni napıyım? :P

Mantarlı ıspanak Salatası


Bir türlü rejime başlayamadım ama rejim sırasında bol bol yerim diyerek salata çeşitleri deniyorum şimdiden. Son zamanlarda ana malzemesi ıspanak olan salatalara sardım ve kendimce mükemmel ıspanak salatasını buldum. (Kesin yemek bloglarında aynısından vardır ama ben bir yerden almadım valla)

Efem malzemeler de şöyle;

çiğ ıspanak (sapları değil yaprakları)
çiğ mantar
domates
salatalık
kuru soğan
haşlanmış tavuk

Tüm malzemeleri doğruyorsunuz, limon-yağ-tuz üçlüsüne ek olarak pul biber de katabiliyorsunuz. Miktarlar size kalmış. Çiğ mantar filan ne alaka demeyin hakkaten yakışıyor.

Bunun bir farklı versiyonu var ki o da aynı şekilde doyurucu ve lezzetli bir salata oldu. Yukarıdaki malzemelerden limon ve kuru soğanı çıkartıp yerine küp şeklinde küçük küçük doğranmış köy peyniri katıyorsunuz. O da çok güzel oluyor.

Şu bilogda bir yemek tarifi vermediğim kalmıştı, onu da yaptım, başım gökte. :)

Köpek balığı yok, tamam o zaman!



Burnt Toast bitene kadar başka bir kitaba yan gözle bile bakmama kararımı zorlukla da olsa sürdürüyorum. Kitap aslında gayet akıcı ve okunması kolay ama günde iki bölümden fazlasını okuyamıyorum. Bunun sebebi de kısıtlamaya tepki gösteren nefsim olsa gerek. Neyse ya, bugün yarın bitecek kitap, boşu boşuna kendi otoritemi sarsmıyım. Yani boykota devam. :)

Dün akşam okuduğum bölümden bahsedecektim ben aslında. Teri Hatcher'la ortak bir yanımızı buldum: İkimiz de güzeliz!

Yok. Değil maalesef. :)

İkimizde de köpek balığı fobisi varmış. Herkes köpek balığından korkar biliyorum ama havuzda da değil herhalde! İşte Teri ve ben havuzda bile korkuyormuşuz. Benimkini biliyordum da başka birinin daha böyle mantıksız bir korkuya kapılabileceğinden haberim yoktu. Olimpik de olsa yüzme havuzunun içinde köpek balığı olmayacağı varsayılır değil mi? Özellikle de girer girmez dalıp içeriyi güzelce kontrol ettiysen! Lakin fobi sahibiysen korkmaya devam edersin. Sanki devasa balık ileride yüzen şişman teyzenin arkasına saklanmıştır da sen gevşer gevşemez saldıracaktır! Yüzmeye başlar ama aniden paniğe kapılıp durur, etrafı tekrar kolaçan edersin. Bu noktada, 'havuzda köpekbalığı mantıksızlığı'nı bir kenara koyalım. Diyelim durup etrafı kolaçan ettin, sonra? Yani köpek balığını sana doğru saatte 100 kilometre hızla yaklaşırken yakaladığında parmağını burnuna dayayıp "Jaws, çok ayıp! Lütfen git ve kendi köşende yüz!" mü diyeceksin?!?!

Fobiler mantıksız şeyler, evet. :)

Ben bu fobimi, en azından havuzda, aştım çok şükür. Arıza karakterim sağolsun. Birlikte gittiğim arkadaşıma korktuğumu belli etmemeye çalıştığım ve suyu da çok sevdiğim için havuzda kalmakta inat ettim. Sonra bir gün arkadaşım gelmedi. Dalga geçilme korkusu olmadan daha rahat yüzeceğimi sanıyordum ama her zamankinden fazla korktum. Suya girip iki dakka sonra dışarı çıkıyor, merdivenlere oturuyor ve kendi kendime telkin veriyordum. "Bu çok saçma, o suya gireceksin, korkacak bir şey yok!" O gün korkumu yenme yolunda büyük adımlar attım sevgili okuyucu. Ama normalden yarım saat önce terketmiş olabilirim havuzu tabii, e o kadar da olur. :)

Zamanla korkum tamamen geçti. İlk başta havuzun 160'lık bölümünde bile üç buçuk atan ben şimdi o tarafa kesinlikle tenezzül etmiyorum. :) Tek yaptığım ilk girdiğimde dalıp havuzun içini gözlerimle taramak. Köpek balığı yok, tamam o zaman!

Teri Hatcher kitabın ilk bölümlerinden birinde insanların çıkıp denize atladığı bir kayalığa tırmandığından bahsetmiş. Atlamak üzere kenara yaklaşmış ama çok korkmuş. Bir saat kadar oturmuş orada, kendi kendisiyle hesaplaşmış. Sonunda da ne olacaksa olsun deyip atlamış aşağıya. İşte ben de böyleyim. "Ya madem korkuyorum çekip gideyim, mecburmuyum bunu yapmaya" diyemem. Kendime yediremem, titreyerek de olsa yaparım yapacağımı. Gurur mudur bu inat mı bilmiyorum lakin bu özelliğim sayesinde artık havuzda rahatça yüzebiliyorum. Ama dediğim gibi, öncesinde bir kez kontrol ederek: Tespit edilen köpek balığı sayısı sıfır. Tamam o zaman. :)

Created with flickr slideshow.