
Geçtiğimiz pazar sabahı, aklımda Üsküdar, attım kendimi yollara erkenden. Üşengeç bir insanım itiraf edeyim. Kararları zor alır, genelde de sonuna kadar götürmem. Bu kez Eminönü-vapur-Üsküdar üçlemesi su gibi aktı çok şükür. Beni Eminönü'ne kadar kardeşimin (I love you brada!) bırakmış olması ve İstanbul ahalisinin büyük kısmının henüz evlerinden çıkmamış olmasının bunda payı büyük tabi.

Bir miktar Üsküdar havası alıp ne zamandır aklımda olan Keyif İstanbul'da, ne zamandır aklımda olan bir kahveyi içip günün anlam ve önemini olduğu yerde bırakabilirdim. Lakin Garfield Club'ın kapılarından çok uzaklardaydım o an. Fazlalık olmasın diye çantasını yanıma almadığım fotoğraf makinamla sınırları zorlanmış kol çantam, devasa şemsiyem ve gruba Üsküdar'da eklediğim yeni pardesümle dolup taşmış bir vaziyette Eminönünden Sultanahmet'e kadar yürümeye üşenmedim. Bu teçhizatı donanmış haldeyken, hatta yağan yağmurdan korunmak için şemsiyemi açık tutarken, fotoğraf bile çektim. Sonra Sultanahmet'de aklıma müzekart düşüverdi. Hazır gelmişken yerinden alayım dedim. Türk ve İslam eserleri müzesine girdim.

Orada geçici bir müzekart verdiler ve aslını biraz ilerideki Ayasofya'dan alabileceğimi söylediler. Geçici kart da iş gördüğü için önce Türk ve İslam Eserleri Müzesini gezdim. Bu noktada yüksek tavsiyelerimden birini ortamlara salmak istiyorum. İstanbul'da olanlar muhakkak bu müzeyi ziyaret etsinler. Anlatmama gerek yok, gidip gördüğünüzde anlarsınız zaten neden olduğunu. Bu arada belirtmeden geçemiycem müze çalışanları da güleryüzlü tavırları ve yardımlarıyla takdirimi kazandılar. (aferin onlara:)

Neyse oradan Ayasofya'ya geçtim. Bu noktada yüksek mi yüksek bir tavsiye daha geliyor. Görmeyenler, muhakkak ama muhakkak ziyaret edin Ayasofya'yı. Ben küçükken okulla gitmiştim gerek yok filan demeyin benim gibi. Hatta şehir dışından okuyanlar varsa (isimleri Sacit'le başlayanlar da dahil:) yolunuz İstanbul'a düşerse mutlaka uğrayın.
Ayasofya'da hayranlıkla dolaşırken birden aklıma artık bir müzekartım olduğu ve istediğim zaman burayı ziyaret edebileceğim geldi. Bu düşünce beni pek bi mutlu etti :) Bir kere gördün sık sık gidip ne yapacaksın derseniz söyliyeyim, oranın tarihi boyutu elbette çok önemli, mimarisi, süslemeleri de enfes ama hepsinden öte tuhaf ama çok hoş bir havası var mekanın. Yada benim öyle bir anıma geldi belki de. Kısacası çok etkilendim ve Allah'ın izniyle daha pek çok kez ziyaret edeceğim inşallah. Bu arada belirtmeden geçemiyeceğim içerisinde kuşlar uçuşan Ayasofya'nın kedileri bile İngilizce biliyor imiş, çok gurur duydum. :)

Gelelim müzekart avantajına. En yüksek tavsiyemi yapıyorum sıkı durun. Gidin bir müzekart edinin. Bir kimlik ve 20 lira karşılığı bir kaç dakikada alabiliyorsunuz. Ve Türkiye genelinde Kültür Bakanlığına bağlı bütün müze ve ören yerlerine bir yıl boyunca ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz. Bu müzelerin sıralı listesiyle iletişim bilgilerini de içeren küçük bir kitapçık da veriyorlar. Sadece Ayasofya'ya girişin 20 lira olduğunu düşünürsek kart bedavaya gelmiş oluyor.
Sonuç olarak dopdolu bir gün geçirdim. Günü kötü bir migren kriziyle bitirmemiş olsaydım tarihime altın harflerle yazabilirdim ama buna da şükür. :) Hatta salim kafayla yapılacak ikinci bir gezinin yeni bir gezi gibi etki yapacağını düşünürsek belki de iyi bile olmuştur. Garfield Club'dan uzaklaştıkça Pollyanna Club'a mı yaklaşıyorum ne?