Kim demiş cehalet mutluluk getirir diye?

Geçen gün bir belgesel sırasında şaşkınlıklardan şaşkınlık beğenmem icap etti. Meğer kangurular olmuş bitmiş bir yavru doğurmazlarmış. Embriyo halinde doğururlarmış yavrularını. O embriyocuk da annenin karnından doğru keseye kadar sürüne sürüne ilerler, orada bulduğu bir memeye yapışır, gelişmeye devam edermiş. İşte ben o embriyonun sürüne sürüne annesinin karnı üzerinde ilerlemesini seyrettim!
Ne enteresan şeyler var bilmediğim. Böyle cahil bir insan olmasaydım hayat da bu kadar sıkıcı gelmezdi belki de. :)

Vurgulu haller

*Bugünlerde zaman çok sinsi ilerliyor. Kafamın içine transilvanya sisi çökmüş sanki! Bir şeyler yapıyorum, yürüyorum, konuşuyorum ama ezbere. Bir tek okuduğumdan anlıyorum. O da tek kitapla sınırlı nedense.

*Havaların ısındığını iyice anladığım gün bugündür. Uzun zamandan beri ilk kez işyerine kadar yürüdüm, ondan da olabilir tabi.

*Hayat yeni bir yola girmek üzere. Ailecek endişeliyiz. Ama doğru olanı yapmak gerektiği konusunda hemfikir olduk. İyi insanlarız ne de olsa. :)

*Bir Bulut Olsam'ı izliyorum. Mustafa ne kadar bencil ve doktor ne kadar da güzel gülüyor. Ve onlar ne kadar güzel türküler öyle.

*Biz eskiden pikniğe giderdik. Hem de mahalleboyu. Ne kadar kalabalık o kadar iyiydi. Bir keresinde nehir mi kanal mı olduğunu tam hatırlayamadığım bir suya düşmüştük bir kaç çocuk. Olaydan sonra kafama takılan şey, neden babamın başka bir çocuğu, bir başka çocuğun babasınınsa beni kurtardığıydı. Çok düzensiz çalışıyorlardı büyükler kardeşim! :)

*Herşeyin cılkını çıkarmasan olmaz di mi?

* Cık

* :)

Sabri Tandoğan'la Gönül Sohbetleri

Sabri Tandoğan'la yeni tanıştım. Fiilen değil tabi. :) Demek istediğim yazılarını okumaya yeni başladım. Hepsini okumadan söz söylememek lazım belki ama sabırdan payım az olduğu için kendimi fazla tutamadım. :)
Öncelikle, yazarın üslubu karakteri hakkında çok güzel sinyaller veriyor. Nezih, kültürlü, düzeyli bir adamla karşı karşıyasınız. İslamı çok iyi anlamış, hayatını buna göre çizmiş, işte bu yüzden yazdıkları kulağa boş gelmiyor. Belli ki kendisi de yazdığı gibi yaşıyor.
Bugüne kadar İslam ahlakı üzerine çok şeyler okudum ama onun kadar işin özüne dokunanı görmedim diyebilirim. Televizyonda programı da varmış seyretmemiştim. Kitaplarını arattığımda ne yayınevini bulabildim ne de satışını yapan bir siteye rastladım. (bilen varsa söylesin pliiz) Zaten www.gonulsohbetleri.net sitesinde bütün yazılarına ve kitap içeriklerine (ayrıca yaptığı tv programlarının kayıtlarına) online olarak ulaşabiliyorsunuz ama kütüphaneme katmayı, direk kitaplardan okumayı tercih ederdim.
Bir yazarı bir kaç yazısıyla tanıyamazsınız tamam. Ama diyorum ya İslam'ın özünü öyle güzel kavramış ki sonuna kadar bu çizgiyi koruyacağına inanıyorsunuz okurken. İşte ben de bu umut ışığında, İslam ahlakını özümsemek, hayatlarına geçirmek isteyenlere yukarıda geçen siteyi ziyaret etmelerini öneriyorum.

Flash flash flash!

Sitesinin yıllık ücretini bir kredi kartının insafına bağlayan talihsiz blogcu ertesi gün bloğunun yerinde yeller estiğini gördüğünde gözlerine inanamadı.
Blog dünyasının mumdan kanatlı adamı Sac, halk arasında bilinen adıyla Sacit, sadece bir günlük ihmalinin kurbanı oldu! Yetkililerden zerre insaf görmeyen Sac, öz bloğundan içeri bir adım atamazken başka bir blogger'ın elini kolunu sallaya sallaya içerde dolaşması kafalarda soru işaretleri bıraktı. İçeride at koşturan bu gizemli blogger'ın da kısa bir süre sonra kapı dışarı edildiği ve atın tek başına içeride kaldığı gözlendi. Mahrumiyet saatleri devam ediyor. Yemsiz kalan atın yorumları yemesinden endişe ediliyor. Mikrofonlarımızı olayın bahtsız kahramanı Sacit Bey'e uzatıyoruz:

Karamsarlık değil, iyiyim.

Neylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında.
CST

Flickr'da yetenek avına kaldığım yerden devam



Yan tarafta çok beğendiğim bir fotoğrafını gördüğünüz Özlem Uluğ adlı arkadaşın photostream'i bunun gibi pek çok güzel fotoğrafla dolu. Özellikle ağaç ve çiçek fotoğraflarına bayıldım. Buralara pek kimseler uğramıyor bugünlerde ama kazara okuyan olursa bi hizmetimiz olsun dedim. Bakın da içiniz açılsın arkadaşlar :)

Nun Masalları

Başlarda çabuk bitmesin diye ağır ağır okudum. Sonradan iş güç girdi araya. Sonuç olarak iki haftalık bir süreye yayıldı 150 sayfalık bir kitap. Olsun.

Bazen yazarla frekansınız uyar da satır aralarını kolayca okursunuz. Bu kitapta bunu yaşadım sık sık. Ne neden yazılmış, yazarken neler hissedilmiş, tam olarak ne kastedilmiş hepsini anladığım anlar oldu. Bazen de, nadiren de olsa, ortalığı sis basmış gibi hissettiğim satırlar. Yazara lafım yok, ben havamda değildim muhtemelen.

Bir de bazı yerler vardı ki, elime kağıt kalemi alıp bir şeyler yazmak istedim. Bana göre bir kitabı iyi yapan en önemli özellik de budur zaten.

FotoGünlük (15 mart 09)




Öylesine


Bu hafta zaman çok hızlı geçti. Dün adamın biri "bugün cuma" deyince "adamcağız bugünü cuma zannediyor" dedim kendi kendime. Sonradan gördüm ki haklıymış, çok sevindim. :) Çalışma günleri pek sevilmiyor malum ama onlar olmasaydı haftasonları bu kadar güzel olur muydu? Cık. Olmazdı :)

Bir de; canım fena halde Indiana Jones filmi izlemek istiyor.

Yüksek Tavsiyeler Silsilesi





Geçtiğimiz pazar sabahı, aklımda Üsküdar, attım kendimi yollara erkenden. Üşengeç bir insanım itiraf edeyim. Kararları zor alır, genelde de sonuna kadar götürmem. Bu kez Eminönü-vapur-Üsküdar üçlemesi su gibi aktı çok şükür. Beni Eminönü'ne kadar kardeşimin (I love you brada!) bırakmış olması ve İstanbul ahalisinin büyük kısmının henüz evlerinden çıkmamış olmasının bunda payı büyük tabi.





Bir miktar Üsküdar havası alıp ne zamandır aklımda olan Keyif İstanbul'da, ne zamandır aklımda olan bir kahveyi içip günün anlam ve önemini olduğu yerde bırakabilirdim. Lakin Garfield Club'ın kapılarından çok uzaklardaydım o an. Fazlalık olmasın diye çantasını yanıma almadığım fotoğraf makinamla sınırları zorlanmış kol çantam, devasa şemsiyem ve gruba Üsküdar'da eklediğim yeni pardesümle dolup taşmış bir vaziyette Eminönünden Sultanahmet'e kadar yürümeye üşenmedim. Bu teçhizatı donanmış haldeyken, hatta yağan yağmurdan korunmak için şemsiyemi açık tutarken, fotoğraf bile çektim. Sonra Sultanahmet'de aklıma müzekart düşüverdi. Hazır gelmişken yerinden alayım dedim. Türk ve İslam eserleri müzesine girdim.








Orada geçici bir müzekart verdiler ve aslını biraz ilerideki Ayasofya'dan alabileceğimi söylediler. Geçici kart da iş gördüğü için önce Türk ve İslam Eserleri Müzesini gezdim. Bu noktada yüksek tavsiyelerimden birini ortamlara salmak istiyorum. İstanbul'da olanlar muhakkak bu müzeyi ziyaret etsinler. Anlatmama gerek yok, gidip gördüğünüzde anlarsınız zaten neden olduğunu. Bu arada belirtmeden geçemiycem müze çalışanları da güleryüzlü tavırları ve yardımlarıyla takdirimi kazandılar. (aferin onlara:)






Neyse oradan Ayasofya'ya geçtim. Bu noktada yüksek mi yüksek bir tavsiye daha geliyor. Görmeyenler, muhakkak ama muhakkak ziyaret edin Ayasofya'yı. Ben küçükken okulla gitmiştim gerek yok filan demeyin benim gibi. Hatta şehir dışından okuyanlar varsa (isimleri Sacit'le başlayanlar da dahil:) yolunuz İstanbul'a düşerse mutlaka uğrayın.
Ayasofya'da hayranlıkla dolaşırken birden aklıma artık bir müzekartım olduğu ve istediğim zaman burayı ziyaret edebileceğim geldi. Bu düşünce beni pek bi mutlu etti :) Bir kere gördün sık sık gidip ne yapacaksın derseniz söyliyeyim, oranın tarihi boyutu elbette çok önemli, mimarisi, süslemeleri de enfes ama hepsinden öte tuhaf ama çok hoş bir havası var mekanın. Yada benim öyle bir anıma geldi belki de. Kısacası çok etkilendim ve Allah'ın izniyle daha pek çok kez ziyaret edeceğim inşallah. Bu arada belirtmeden geçemiyeceğim içerisinde kuşlar uçuşan Ayasofya'nın kedileri bile İngilizce biliyor imiş, çok gurur duydum. :)




Gelelim müzekart avantajına. En yüksek tavsiyemi yapıyorum sıkı durun. Gidin bir müzekart edinin. Bir kimlik ve 20 lira karşılığı bir kaç dakikada alabiliyorsunuz. Ve Türkiye genelinde Kültür Bakanlığına bağlı bütün müze ve ören yerlerine bir yıl boyunca ücretsiz giriş yapabiliyorsunuz. Bu müzelerin sıralı listesiyle iletişim bilgilerini de içeren küçük bir kitapçık da veriyorlar. Sadece Ayasofya'ya girişin 20 lira olduğunu düşünürsek kart bedavaya gelmiş oluyor.

Sonuç olarak dopdolu bir gün geçirdim. Günü kötü bir migren kriziyle bitirmemiş olsaydım tarihime altın harflerle yazabilirdim ama buna da şükür. :) Hatta salim kafayla yapılacak ikinci bir gezinin yeni bir gezi gibi etki yapacağını düşünürsek belki de iyi bile olmuştur. Garfield Club'dan uzaklaştıkça Pollyanna Club'a mı yaklaşıyorum ne?

FotoGünlük (8 mart 09)


İki Çağın Hükümdarı FATİH

Geçen hafta Fatih Sultan Mehmet'in türbesini ziyaret ettik annemle. İki hafta önce de kardeşimle Panorama 1453'e gitmiştik. Son günlerde okuduğum kitap ise yan tarafta görmekte olduğunuz "İki Çağın Hükümdarı Fatih" isimli eser. Yani bir kaç haftadır Fatih'le yaşıyor gibiyim. :) Dünya telaşı sağolsun, tam olarak ruhuna dokunamadım ama az da olsa bir şeyler kaptığımı umuyorum.
Kitabı, Fatih dönemi hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere gözü kapalı önerebilirim. Konuyu ve dönemi oldukça kapsamlı ele almış çünkü. Dili de gayet akıcı. Okunması kolay ve doyurucu bir eser yani. Kitabın sonunda Fatih Sultan Mehmet'in oğlu II. Bayezid'e ve fethin manevi yönünü temsil eden Akşemsettin ile Ebu Eyyub el Ensari'ye ayrılmış kısa bölümler de var.

Murat Duman'ın diğer eserlerini de listeme ekledim ama sıradaki durak Nun Masalları.

Anywhere but here

Bu fotoğrafa bakarken fonda Hamza Robertson'dan "every day" çalıyordu. Sandalyemden kıpırdamadan kendimi fotoğrafın içinde buldum. "Keşke ofise tıkılmak zorunda olmasaydım şimdi" diye düşündüm. Dışarıda günlük güneşlik bir hava da yok halbuki. Gönül kırlarda koşturmak istiyor ya, herşeyi bahane ediyor işte :)

*Bu arada bu arkadaşın (elif ayşe) photostream'ine bir bakın, gerçekten güzel fotoğrafları var.

Ünlemli bir yazı daha!

Öfkeden zevk alan insanlar var! Kendini bile bile negatif enerjiyle doldurup sonra da radyasyon yayar gibi insanlara sevgisizlik bulaştıranlar var. Herşeyin en kötüsünü görmeyi, her durumun olumsuz tarafını bulup çıkarmayı marifet sanıyorlar. Daimi bir kasvet içinde yaşayıp, diğer insanları da bu karanlık bölgeye çekmek isteyen insanlar bunlar!
Derin bir nefes almış, baharın kokusunu taa uzaklardan duymuşsunuzdur mesela. Hayat güzeldir, gelecek parlaktır. Derken problemli insan kişisi gelir ve size dünyanın nasıl da yaşanılamaz bir yer olduğundan söz etmeye başlar. İnsanlar ölüyordur, ülke batıyordur, hiç olmadı şirketiniz filan kapanmak üzeredir, yakında herkes işsiz kalacaktır!
O güzel bahar havası içinizden çıkana kadar konuşur. Sonunda siz de bir karamsara dönüşür, dünyanın ne kadar kötü bir yer olduğunu düşünmeye başlarsınız. Hiç olmadı "öfkeden zevk alan insanlar var" diye başlayan ünlemli bir yazı yazarsınız!

FotoGünlük (28 şubat-1 mart 2009)





Created with flickr slideshow.